Tekno-güzellik sektörünün öncüsü L’Oréal Türkiye, Dünya Çevre Günü kapsamında “Gelecek için L’Oréal” vizyonunu paylaşarak sürdürülebilirliği tüm operasyonlarının merkezine koyduğunu açıkladı. Gezegen sınırlarının aşılmasına karşı bilim, yeşil inovasyon ve döngüsel ekonomi ekseninde hareket eden şirket; tedarikçilerinden tüketicilerine kadar uzanan tüm değer zincirini kapsayıcı bir ekosisteme dönüştürüyor. L’Oréal Türkiye Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu, sürdürülebilirliğin artık bir maliyet unsuru değil, yeni nesil büyüme modellerinin en büyük itici gücü olduğunu vurguluyor.
Marka, “Yeşil Bilimler” yaklaşımı doğrultusunda 2030 yılına kadar ürün içeriklerinin yüzde 95’ini biyo-bazlı kaynaklardan veya döngüsel süreçlerden elde etmeyi taahhüt ediyor. Doğal şekerden üretilen yaşlanma karşıtı Pro-Xylane molekülü ve kuaför salonlarında durulama suyunu yüzde 69 oranında tasarruf ettiren patentli GJOSA Water Saver teknolojisi bu inovasyonun en somut adımları olarak öne çıkıyor. Geleneksel üretim modellerini terk eden şirket, yeniden doldurulabilir ambalaj çözümleriyle atıkları yüzde 70 azaltırken tüketicilere de yüzde 25’e varan fiyat avantajı sunuyor. Lojistikte ise İstanbul içindeki lüks ve profesyonel ürün dağıtımları tamamen elektrikli araçlarla gerçekleştiriliyor.
Dönüşümün gücünü toplumsal faydayla birleştiren L’Oréal Türkiye, stratejik tedarikçilerinin de 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 50 azaltmasını hedefliyor. Kapsayıcı tedarik modeli sayesinde ekonomik olarak desteklenmesi gereken gruplara öncelik veren şirketin Türkiye’deki tedarik zinciri istihdamının yüzde 61’ini kadın girişimciler, yüzde 39’unu ise KOBİ’ler oluşturuyor. Şirket, hammaddeden lojistiğe kadar her adımda geleceği bugünden koruma misyonunu sürdürüyor.
Editör Yorumu I Brand Pulse
Sürdürülebilirliği ambalaj değişikliğinin ötesine taşıyarak tüm ekosistemine entegre eden marka, gerçek anlamda ‘sorumlu marka’ duruşunun en vizyoner örneğini sergiliyor.























